
Tırtıl, "GİTME" dedi ateş böceğine, "kal yanımda, ömrüm boyunca seni bekledim ben.."
Ateş böceği sevmişti tırtılı, tırtılın ona hayran bakışlarını ama tırtıl uçamazdı ki, gelemezdi ki onunla gittiği yerlere... Tüm bunları düşününce ateş böceği "HAYIR" dedi, "kalamam yanında, benim uzaklara gitmem lazım; özgür olmam, ışığımı ve güzelliğimi herkese göstermem lazım" dedi.
Tırtıl yıkıldı bunları duyunca, hayatı boyunca gelmesini beklediği güneşi uçup gidiyordu, belki onu göremeyecekti bir daha. Tırtıl katlandı bu acıya ve bıraktı ateş böceğini; uçmasını izledi arkasından mahzun mahzun. Ateş böceği ışığıyla gitti, tırtılın kalbiyle gitti ve tırtılı bıraktı karanlığa yeniden..
Ateş böceğinin gitmesiyle derin bir hüzün kapladı tırtılın kalbini. Karanlık bedenini sıkıştırmaya başlamıştı sanki artık. "Benim için en iyisi dünyadan çekilmektir herhalde" dedi. Kozasını örmeye başladı hüzünle.. Her ilmeği acıyla attı tırtıl, her ilmeği güneşinin sevdasıyla attı... Ve tamamlanınca kozası, arkasına bakmadı tırtıl bir kere daha, uykusuna daldı sessizce ve gözlerini yumdu sımsıkı.... (Alıntıdır bir hikayedir..)
Ben de tıpkı bu tırtıl gibi, kapattım gözlerimi ve kendimi "düş kozama" hapsettim.. Ve böyle çok daha mutlu oldum.. Çok daha huzurlu..
Şu sıralar çok yorgun hissediyorum kendimi.. Sürekli birilerine kendimi ifade etmekten yada edememekten yoruldum. Belki de böyle bir şeye girişmemek en iyisi.. Sanırım bu duruma gelmemdeki en büyük etken "düşünmeye" çok ama çok fazla zamanım olması.. Bu yüzden artık hiç boş vaktim kalsın istemiyorum, ordan oraya koşturmaktan bitap düşeyim ama düşünmeyeyim istiyorum.
İnsanlardan yoruldum. Öyle küçüğüm ki, insanoğlu bir adım attığında içim titriyor korkudan.. Adımlarının gürültüsü kulaklarımda yankılanıyor. Ağızdan çıkan sözcükler, evrendeki sonsuzlukla birlikte beni de hapsediyor.. Bu naciz beden, insanoğlu karşısında ürküyor.
Bana ait ne varsa yeryüzünde alıp kendimle beraber, kozamda yaşamak istiyorum. Ve bunu asla başaramayacağımı biliyorum...
Tırtıl
Eylül'09/Sonbahar Atıştırmalıkları
